
Yol tarihi insanlık tarihi ile başlar. M.Ö 5000 yıllarında tekerleğin icadı ile birlikte yol tekniğinde de gelişmeler başlamıştır. Tarihte ilk önemli yollara M.Ö 3500 yıllarında Mezopotamya bölgesinde rastlanmıştır. M.Ö 1500 yılında Girit adasında ve M.Ö 359 yılında Babil ile Mısır arasında yapıldığı saptanan yollar bilinen en eski yollardır.
Roma İmparatorluğu’nun genişleme çabaları yol inşaat tekniğinde önemli gelişmelere yol açmıştır. Bu devirde yapılan yollar 4.50 metre genişliğinde olup her iki kenarında da yaya yolları bulunmaktadır.
18. yüzyılın ikinci yarısında yol inşası ile ilgili uygulamalarda hızlı bir gelişme olmaya başlamış ve ilk roma yollarına benzeyen yollar yapılmaya başlanmıştır. Ancak Roma döneminde kullanılan malzemelerin bulunmaması ve işçilikteki zorluklar nedeniyle, büyük blok taşlar kullanılarak inşa edilen yollar yavaş yavaş azalarak, taşın yol inşasında kullanımı ile ilgili yeni arayışlara ve çalışmalara başlanmıştır.
Yol inşaatında taşın farklı bir şekilde kullanımı ile ilgili olarak, İskoçyalı J.L. Mc adam (1756–1836) yol yapım malzemesi olarak kırma taş kullanmış ve böylece ülkemizde de kullanılmakta olan Makadam tipi yol ortaya çıkmıştır. Bu yollarda üst tabaka, kırma taşın bir silindir yardımı ile sıkıştırılması ve boşlukların taş tozu ile sudan oluşan hamurla doldurulması suretiyle inşa olunmaktadır.
Aynı yıllarda Fransa’da Pierre Tresaguet (1716–1796) tarafından yol yapımında yeni yöntemler geliştirmiş ve Makadam tipi yollara benzer kesitte yollar inşa etmiştir. Ayrıca yine bu dönemde ilk olarak yol inşası ile ilgili eğitim veren bir okul Fransa’da öğretime başlamıştır.
19. Yüzyılın başlarında lokomotifin icadı ile birlikte yol inşası ile ilgili gelişmelerde duraklama başlamış ancak bu yüzyılın ikinci yarısında demiryolu istasyonları ile bunlara yakın yerleşim birimleri arasında yollar inşa edilmiştir. Yine bu dönemde yapılan yollarda, kaplamalar yönünden önemli bir değişiklik olmamış, granülometri ve sıkıştırma yönünden biraz daha geliştirilmiş olan Makadam tipi kaplamalar kullanılmıştır.
20. Yüzyılda otomobilin keşfedilmesi ve I. Dünya savaşı’ndan sonra ulaştırma hizmetlerinde büyük ölçüde kullanılmaya başlamasıyla karayolu inşaatı tekrar canlanmış ve yapım tekniği taşıt teknolojisine paralel olarak eskisinden daha büyük bir hızla gelişmiştir.
Motorsuz taşıtların tekerlek yüklerine karşı koymakta yeterli olan Makadam tipi kaplamalar, motorlu taşıtların özellikle bandaj etkileri karşısında yetersiz kalmış, yol inşasında yeni tabakaların ve özellikle kaplama tabakasında bir bağlayıcının kullanılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bunun sonucu olarak taşıtlara daha uygun bir yuvarlanma yüzeyi sağlayan ve daha uzun ömürlü bitümlü kaplamalar ve çimento bağlayıcılı beton yollar kullanılmıştır.
Eski geçmişinde bugüne kadar asfalt bağlayıcı kaplama malzemelerinin ve su geçirmez nesnelerin çimentosu olarak kullanılmıştır. Asfalt doğanın kullanım alanı en fazla olan ürünlerinden birisidir. Asfalt insanın en eski mühendislik malzemelerinde birisidir. Yol yapımında kullanımı aslında çok eski olmamakla beraber M.Ö 6000 yıllarında, Sümerliler Sodom ve Gomore şehirlerinin yakınlarında asfalt üretimi yapmakta ve ürettikleri asfaltı da harç malzemesi olarak kullanmaktaydılar. M.Ö 2600 yıllarında asfalt, Mısırlılar tarafından su geçirimsiz malzeme olarak kullanılmıştır. Eski çağlarda asfalt geniş ölçüde yapılarda harç ve kaplama, gemilerde ziftleme ve birçok diğer uygulamalarda su yalıtım malzemesi olarak kullanılmıştır.
1900’lü yıllarda otomobilin keşfi ve asfaltın ucuz ve tükenmez bir malzeme olarak görülmesi sonucunda, modern yolların yapımında ve birçok diğer uygulamada yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.
Günümüzde kullanılan asfalt, petrolün doğal bir bileşenidir. Kuyulardan çıkan ham petrol rafinerilerde bileşenlerine ayrılır. Bu temel işlemden sonra bileşenler tekrar rafine edilerek çeşitli ürünlere dönüştürülürler. Bu ürünlerin başında benzin, makine yağı, parafin ve asfalt gelmektedir. Asfalt, ham petrolün damıtılmasında sonra elde edilen atıklardan oluşur. Bu temel atık maddenin kırılmış taş (agrega), su ve bitüm (asfalt çimentosu) ile yeni bir işleme tabi tutulması sonucunda bugünkü yol yapımında kullanılan mamul asfalta ulaşılmaktadır.
Şehir içi ve şehir dışı yollarda kırılmış taşların birbirine bağlanmasını sağlayan asfalt çimentosu ya da teknik deyimiyle bitüm, normal hava sıcaklığında kullanılamayacak kadar katı ve yeterince akıcı olmadığı için işlenebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Satıh kaplamasında kullanılacak olan bitüm genelde iki şekilde inceltilmektedir.
Bunardan ilki bitümün içerisine rafinerilerde benzin, mazot veya gazyağı karıştırılarak inceltilmesi ve akıcı hale getirilmesidir. Bu şekilde elde edilen bitümlere “sıvı petrol asfaltı” adı verilmektedir. İkinci yöntem ise, gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılan, bitümün su ile özel bir değirmende karıştırılması sureti ile inceltilmesidir. Bu şekilde elde edilen bitümlere de “asfalt emülsiyonları adı verilmektedir.
Sıvı petrol asfaltların bünyesinde bulunan benzin, mazot veya gazyağı uygulama sırasında atmosfere karışarak hava kirliliğine neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kullanımı yasak olan bu tür bağlayıcılar(Bitümler) maalesef Türkiye’ de hala yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca sıvı petrol asfaltları içerdikleri petrol ürünlerinden dolayı emülsiyonlara göre daha pahalı malzemelerdir. Asfalt emülsiyonları ise su ve bitümün karışımından meydana geldiği için çevre dostu bir malzemedir.
Tarihin en eski yol yapım malzemelerinden biri olan asfalt, geliştirilen teknik özellikleri ile yüksek performanslı, uzun ömürlü, güvenli ve çevre ile uyumlu yolların yapımına olanak tanımaktadır. Bugün Amerika’da 3.63 milyon km uzunluğundaki kaplamalı yolların %94’ü ve Avrupa karayollarının %95’i asfalt kaplama olup hem ağır hem de hafif trafikli yollarda soğuk ve sıcak olarak hazırlanan karışım olanakları ve çeşitli yüzey kaplama tipleri ile asfalt, tüm dünyada yol kaplamasında en yaygın olarak kullanılan kaplama malzemesidir.
|